Header Ads

Breaking News
recent

Yeliz - "En İyileriyle"


HOŞ GELDİN YELİZ


“Hoş geldin bahar la la la…” diye şarkı söyleyen genç kızın sesi o günlerde neredeyse her köşe başında bulunan plakçıların kapı önüne koydukları hoparlörlerden yankılanmaya başladığında, takvimler 1974 yılını gösteriyordu. Henüz lise öğrencisi bu genç kızın o günlerin Türkiye’sinde daha önce hiç duyulmamış, görülmemiş, enteresan bir de ismi vardı. O, Yeliz’di; yani rüzgârın izi. Nitekim müzik dünyasına girişi de adı gibi olacak ve bir rüzgârla gelen Yeliz, Türk popunda silinmez izler bırakacaktı.

Henüz ortaokul öğrencisi olan Yeliz’in şöhrete kavuşma hikâyesi Yeşilçam filmlerinden alışageldiğimiz keşfedilme hikâyelerine pek benzemiyordu. Aslına bakarsanız o kendi kendini keşfedecekti. Aynı okulda okuduğu Nilüfer, iki sene önce müzik dünyasına adım atmış ve büyük şöhret yakalamıştı. Yeliz de kendine güveniyor, şarkıcı olmak istiyordu. Bir gün Nilüfer’i aradı, şarkı söylemek, plak yapmak istediğini söyledi. Sonra Nilüfer’in ona verdiği telefon numarasını çevirip prodüktör Antuan Şoriz’den randevu aldı. Ailesine ise kendisine plak teklifi geldiğini söyledi. Şarkı söylemeye hevesli genç kızın bu küçük ve masum oyunu, ona ummadığı bir şöhretin kapılarını aralayacaktı.


İlk 45’liği “Hoş Geldin Bahar/Sen Olsan Yeter” onun kimselere benzemeyen, genç yaşına rağmen gürül gürül çağlayan sesini ve yetkin bir şarkıcıdan hiç eksiği olmayan tekniğini hem müzik dünyasına, hem de ülkeye tanıttı tanıtmasına ama asıl büyük şöhret 1975 yılında Türkiye’de ilk kez düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması elemeleri sayesinde geldi.

Bebek’te mahallede komşusu olduğu, kapısını sık sık çalıp, birlikte uzun uzun oturup sohbet ettiği Çiğdem Ablası (Talu), kızıymış gibi sevdiği Yeliz’e ön ayak olmuş ve sözlerini yazdığı “Hayalimdeki Adam” adlı Selmi Andak bestesinin onun sesiyle elemelere gönderilmesini sağlamıştı.


Henüz yeni tanınmış bir şarkıcı için tek kanallı televizyonda görünmenin hiç de kolay olmadığı o günlerde, ülkenin her yerinde, televizyon olan tüm evlerde büyük bir heyecan ve coşkuyla takip edilen Eurovision Şarkı Yarışması elemeleri Yeliz’in ülke çapında tanınmasını sağlamakla kalmayacak, canlı yayında Timur Selçuk Orkestrası eşliğinde sergilediği performanstan da müzik çevrelerinde övgüyle bahsedilecekti.


Arkası geldi zaten. Hem ardı ardına yayımlanan 45’lik plaklar, hem de gazino programlarıyla altın çağını yaşayan popüler müzikte hatırı sayılır bir isimdi artık Yeliz. Bu genç yaşta, bu kadar az deneyimle rüştünü ispat etmiş, kısa sürede popun birinci ligine yükselmişti. Sıralamanın çok önemli olduğu gazino kadrolarında en başından itibaren hep solist altı olması boşuna değildi. Onun gelip geçici şöhretlerden biri olmadığı konusunda herkes hem fikirdi. Şarkıcılık başarısı kadar güzelliği ve enerjisiyle de sahneye çok yakışıyordu.

1976 yılında yayımlanan “Bu Ne Dünya/Yalan” 45’liği, Yeliz’in kariyerindeki dönüm noktalarından biri olacak ve her iki şarkısı da çok sevilen bu 45’lik plakla Yeliz’in ülkede girmediği ev kalmayacaktı. Plak haftalarca liste başı kaldı, büyük satış rakamları yakaladı. 


Onun başından beri bir türlü ısınamadığı “Bu Ne Dünya”yı söylememek için üç kez stüdyodan kaçtığını, dördüncüsünde Atilla Özdemiroğlu tarafından zorla stüdyoya sokulduğu için şarkıyı mecburen okuduğunu kimse bilmiyordu elbette. Bu hikâyeyi yıllar sonra gülerek anlatırken, Yeliz denince akla ilk gelen şarkılardan biri olmasına karşın “Bu Ne Dünya”yı hâlâ sevmediğini söylemekten de kaçınmayacaktı. Çünkü o eğlenceli/eğlendiren şarkıları değil, duygulu aşk şarkılarını seviyor, onları sesine daha çok yakıştırıyordu.

Bir yandan bu tercihi, bir yandan yetmişlerin sonunda pop müziğin içine girmeye başladığı çıkmaz, ama en çok da müziğin türlere, sınıflara, kategorilere ayrılmasına karşı duran düşünce yapısı nedeniyle 1980 yılında büyük bir riske girip arabesk plaklar doldurmaya başlayacak, o günlerde yayın tekelini elinde bulunduran TRT’de arabesk müziğin yasaklı olması nedeniyle hiç televizyona çıkamamayı, radyoda şarkılarının çalınmamasını göze alacaktı. İnandığı yolda yürüdü ve arabeskte de, alaturkada da aynı derecede başarılı oldu.


Bu albüm bize hikâyenin buraya kadar olan kısmını anlatıyor. 1974-1980 arası yayımlanmış yedi Yeliz 45’liğindeki tüm şarkılar ve üç de 1980 yılına ait kayıt; Yeliz’in arabesk plak çalışmalarına başladığı günlerde Erler Film hesabına çekilen “Renkli Dünya” adlı müzikal film için seslendirdiği şarkılardan üçü.

Başrollerini Erol Evgin ve Gülşen Bubikoğlu’nun paylaştığı “Renkli Dünya” filminde Bubikoğlu’nun söylermiş gibi yaptığı şarkıları aslına Yeliz söyleyecek ve bu şarkılar onun o dönemde pop müzik adına yaptığı son işler olacaktı. Yeliz’in filmde seslendirdiği “Deli Divane” ve “Rüya”, bu albümde aynı yıl yayımlanan ilk Yeliz 33’lüğündeki versiyonlarıyla yıllar sonra tekrar dinleyiciye ulaştırılırken, Erol Evgin ile düet yaptığı “Bir Bakışın Yetti” ise filmin plak olarak yayımlanmamış orijinal “soundtrack” kaydından alındı.


Müziğe çocuk denecek yaşta başlamış ve zaman zaman uzun aralıklar vermek zorunda kalsa da her defasında kaldığı yerden devam edebilmiş olmanın avantajlarıyla bugünün genç müzikseverlerince de tanınan ve dinlenen bir isim olan Yeliz’in yıllardır plaklarda kalmış şarkılarını bir arada, üstelik CD formatında dinlemek hem onun o yıllarını bilenler, hem de hiç bilmeyenler için heyecan verici. Az bulunur nitelikte sesi ve her bakımdan özel yorumculuğu ile bir benzeri daha gelmemiş bir şarkıcının ilk yıllarını gözler önüne seren bu eşsiz külliyatı arşivimize kazandıran Ossi Müzik’e (Hakan Eren’e) ne kadar teşekkür etsek az.


Uzun zaman oldu tanışlığımız. Kolayca yakınlaşamayacağınız, buna karşın ancak yakınlaştığınız zaman içindeki derinliği fark edebileceğiniz ve her defasında bir şey daha öğrenip, biraz daha çoğalıp, yanından sevinçle ayrılacağınız o cesur, o güzel, o bilge, o dosdoğru kadınlardandır Yeliz. Ve adında saklıdır sırrı. Rüzgar gibi eser, mutlaka izini bırakır.

Hayatlarımıza tıpkı ilk şarkısında anlattığı türden baharlar getirdi yıllar yılı. İlk şarkısında “Hoş Geldin Bahar” demişti. Şimdi o şarkılar bugüne geldi. Hem onun, hem benim, hem de o günleri yaşamış herkesin çocukluğu geri geldi. Bu günlerden o günlere bakmak, o şarkıları bugün dinlemek başka güzel. Hoş geldin Yeliz, hoş geldin dostum!

OCAK 2012

Hiç yorum yok:

Bu Blogda Ara

Blogger tarafından desteklenmektedir.