Header Ads

Breaking News
recent

Esin Afşar - "Odeon Yılları"

“HACER HANIM NEDEN KÜSTÜ?”


Diplomat ve yazar bir babanın, gazeteci ve yazar bir annenin kızı, “dünyanın en genç profesörü” unvanı taşıyacak bir ağabeyin kız kardeşi olarak dünyaya gelmek, yaşadığı ülkenin, ülke insanının, hayatın, günün, gündemin farkında olarak büyümekle eş anlamlıydı. Nitekim öyle büyüdü Esin Afşar. Kitaplarla, yazıyla, dünya gündemiyle, sanatla, müzikle iç içe büyüdü ve daha çok genç yaşlarda sanatı meslek edinmek arzusu, onu Ankara Devlet Konservatuarı’nın kapısına kadar götürdü.

Konservatuarda piyano ve şan eğitimi almıştı ama sanat dünyasına ilk profesyonel adım atışı Devlet Tiyatrolarında piyanistlik yaparak olacaktı. Bir gün Muhsin Ertuğrul ona “Sahnenin çukurunda olacağına, üzerinde ol” dedi. Bu cümlenin peşi sıra gelen destek onun hayatındaki dönüm noktalarından biri olacak ve kısa bir süre sonra kendini tiyatro sahnesinde oyuncu olarak bulacaktı.


O dönemde, kesintisiz olarak tam 12 sene boyunca tiyatro oyunculuğu yaptı Esin Afşar. Şan eğitimi ve müzik bilgisi, müzikli oyunlar sahnelerken onun için bir avantaj oluyor, bu tarz temsillerde yıldızı daha da parlıyordu. Nitekim çok geçmeden bu yetenek, menajer Erkan Özerman’ın dikkatini çekecekti. Özerman, o dönem Fransa ve Türkiye arasında bir kültür ve sanat köprüsü kurma yolunda  azımsanmayacak bir çaba sarf etmekte idi ve çalıştığı her yıldız onun için bu köprünün bir kilometre taşı oluyordu. Sadece Türkiye’yi değil, Avrupa müzik piyasasını da çok iyi bilen Erkan Özerman, Esin Afşar’daki bu ayrıcalığı fark etmekte gecikmemiş ve onu artık bir oyuncu olarak değil, bir şarkıcı olarak şarkı söylemeye ikna etmişti.


İlk olarak Ankara Bulvar Palas Oteli’nde program yapmaya başlayan Esin Afşar, dönemin gereklerine uygun olarak, orkestra eşliğinde yabancı sözlü şarkılar söylüyordu. Günün birinde büyük halk ozanı Ruhi Su ile tanıştı. Bu tanışlık onun hayatında bir başka dönüm noktası olacaktı. Kentli bir ailede büyümüş, çocukluğundan itibaren Batı müziğiyle haşır neşir olmuştu. Ve şimdi Anadolu halk müziğini daha yakından tanıyordu.

Halk müziğinin geleneksel yapısını, Batı müziği formlarıyla yorumlama çalışmalarının ilk tohumları o günlerde atıldı. Bu tavır, o günün Türkiye’si için çok yeni, çok alışılmadık, dönemin müzik muhafazakarlarının nezdinde neredeyse “anarşist”; yenilikçilerin nazarında ise bir o kadar “ilerici” bir tavırdı. Neyse ki Esin Afşar’ın bu bilerek ve isteyerek takınılmış tavrın arkasında durabilecek gücü, müzikal donanımı ve cesareti vardı.


İlk 45’liği 1969 yılında yayımlandı. Bu plakta Esin Afşar, Yunus Emre’nin dizelerini bestelemiş (“Bana Seni Gerek Seni”), Aşık Veysel’in “Kara Toprak”ıyla birlikte, sadece bir tek gitar eşliğinde kaydetmişti. Büyük ses getiren bu plağı hemen bir ikincisi takip etti ve Esin Afşar’ı tüm ülkeye tanıtan şarkı, bu ikinci plakta yer alan “Yoh Yoh” oldu. Esin Afşar’ın bütün teatral yeteneği ve sempatisiyle adeta canlandırarak seslendirdiği bu türkü, kısa sürede dillere düştü, plak uzun süre liste başında kaldı.

Bu başarıyı ardı ardına yayınlanan diğer 45’likler izleyecek ve Anadolu-popta Esin Afşar adı iyiden iyiye hafızalara kazınacaktı.


Etnik olanla modern ve uluslar arası olanın, doğru bir teknik ve yetkin bir icrayla şarkılara dönüştüğü bu müzikal arayış, çok geçmeden yurt dışında da ses getirdi ve Esin Afşar’ın çalışmaları başta Fransa olmak üzere, dünyanın bir çok ülkesinde yankı buldu. Romanya Broşov Uluslararası Müzik Festivali’nde aldığı Kritik Ödülü, Bulgaristan Altın Orfe Müzik Festivali üçüncülüğü, Fransa, Rusya, İsrail, Avustralya, Türki Cumhuriyetleri ve daha bir çok ülkede verdiği konserler ile kendisine ilk kez dönemin Dış İşleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil tarafından layık görülen “diplomatik sanatçı” unvanını kariyeri boyunca taşımaya devam edecek ve uzun yıllar boyu Türkiye’nin “gönüllü kültür elçisi” olacaktı.


Piyanistlik, oyunculuk, şarkıcılık, bestecilik, yazarlık ve çevirmenlik gibi meziyetlerinin yanında ve belki de ötesinde, inandığı düşünce ve değerlerin peşinde sonuna kadar aktivist olmaktan çekinmeyen tavrı, rüzgarın esişine göre yön değiştirmeyen net ve açık politik duruşuyla da adından sıkça söz ettirdi. Bu tavır dönem dönem müziğine de etkileyici bir biçimde yansıdı.

Esin Afşar ve ODEON Müzik’in yolu iki kez kesişecekti. İlki 1971 yılında gerçekleşecek ve bu dönemde ODEON etiketli dört 45’lik plak yayımlanacaktı. 1976 yılında gerçekleşen ikinci ortaklıktan geriye ise iki 45’lik kaldı. Esin Afşar’ın toplam 12 şarkılık “ODEON Yılları”, ilk kez bu albümle bir araya getirilmiş ve yıllar sonra yeniden yayımlanmış oluyor.


Yukarıda bahsettiğim ve içinde bulunulan yıllar göz önüne alındığında neresinden baksanız çok cesur, çok ilerici bir öngörüyle atılmış her bir adım, bu albümde bir şarkıya denk geliyor. Özellikle “Zühtü” ve “Hacer Hanım”ın yetmişlerin ikinci yarısından itibaren artık tıkanmaya başlayacak popüler müziğe yepyeni bir pencere açmış çalışmalar olduğu bugünden bakınca çok daha net görülebiliyor. Ne yazık ki bu şarkıların yayımlanışından bir süre sonra, aşağı yukarı seksenlerin başında, halk müziğinin çok seslileştirilmesine ve dahi halk müziği enstrümanlarının pop şarkılarında kullanılmasına getirilen yayın yasakları bu çıkış yolunun uzunca bir süre daha kapalı kalmasına neden olacaktı.

Kocaman gözlü, sarışın ve güzel kadının ekranda mimikleriyle ustaca oynayarak, alabildiğine yetkin bir şan tekniğiyle seslendirdiği şarkılarını; en çok da “Zühtü” ve “Hacer Hanım”ı tutkuyla severdim. Bu iki plağı da döndüre döndüre eskitmişliğim vardır pikabımda. Bugün bu albüme kıyısından köşesinden bir imza atabiliyor olmanın da bende değeri çok başka bu yüzden.


Esin Afşar’ın hayat hikayesi, başından bu yana her biri emin atılmış adımlarla dolu kariyeri, kendi gerçekliğini zaten o kadar yoruma mahal bırakmayacak denli açık anlatıyor ki, üstüne edilecek söz kalmıyor. Eh, bu durumda bize de oturup albümü dinlemek düşüyor. Hem ODEON arşivinin, hem de Esin Afşar kariyerinin plaklarda kalmış önemli bir kısmı artık elimizin altında. Eh hadi başlayalım. Dinleyelim bakalım, kimin yariymiş bu Zühtü? Kırk günde kaynamayan aş ne imiş? Nerelerdeymiş küçük kuş ve neden küsmüş şu bizim meşhuuuuur Hacer Hanım?


ARALIK 2010

Hiç yorum yok:

Bu Blogda Ara

Blogger tarafından desteklenmektedir.