Header Ads

Breaking News
recent

Leblebi

"LEBLEBİ”NİN TADI

20 Mayıs 1972 tarihli Ses Dergisinde “Folk Akımı Müziğimize Ne Getirdi, Ne Götürdü” başlıklı bir haber yayınlanır. Soru farklı çevrelerden müzisyenlere sorulmuş, farklı cevaplar alınmıştır. Klasik Türk Müziği cephesinden Yalçın Tura “Bir alay şarkıcı özentisi, bir sürü besteci taslağı, bir yığın zevksizlik şaheseri getirdi folk akımı...” derken, Türk Halk Müziği cephesinden Neriman Altındağ Tüfekçi “Biz halk verilerinin aynen alınarak, üzerinde oynanmasına, kökeninden koparılmasına razı değiliz,” demektedir. Bu iki önemli müzik ustasının beyanatlarındaki alenen muhafazakar yaklaşım, uzun yıllar boyunca ülke popüler müziğinin atar damarlarından biri olacak Anadolu-pop türünün o günlerin televizyon ve radyo yayınlarında neredeyse hiç çalınmamasına neden olan anlayışın ta kendisidir aslında. Ne ki halk sevmiştir bir kere. Anadolu-pop, kah rock sosuna bulanır, kah cazla armonize edilir, ne moog kalır, ne gitar... Senelerce sentezlerden sentez beğenir durur artık folklorik popa gönül veren kim var kim yoksa...

Elinizde tuttuğunuz bu albüm, pop-folkun şenlik kıyamet günlerinden Odeon arşivine girmiş epeyce çeşitli örneği bir araya getiriyor.


Gruplarına verdikleri adla daha en başından niyetlerini belli eden Modern Folk Üçlüsü’nün İspanyol-türkü sentezleri: “Leblebi”,

Erkut Taçkın’ın sesinden altmışlı yıllar rock müziğinin bütün ihtişamıyla stilize edilmiş yanık bir türkü: “Mühür Gözlüm”,

Adından da anlaşıldığı üzere “saykodelik” rock müziğine gönül indirmiş Bunalımlar’dan “telli sazın hakkını” vermeye azimli “Kınalı Gelin”...

Öncesinde birkaç ayrık deneme, sonrasında bütün bir Altın Mikrofon yarışma külliyatı sayesinde memleket müzik literatürüne yer etmiş “türkü düzenlemesi” klişelerine sonuna kadar sadık, Cevat Sedef imzalı “Uyan Sunam Uyan”...

Memleketin çağdaş pop-folk müziğini yaratma gayretinde, epeyce akademik bir çok sesli türkü formu denemesiyle Ayla Algan ve “Selvi Boylum”,

Müzik yolculuğu boyunca çoğunlukla koyu Akdenizli şarkılara sesini verecek Tanju Okan’dan bol kemençe soslu katıksız bir “Karadeniz Türküsü”,

Anadolu türkülerinin dilinden ziyadesiyle ilham almış bir bestenin, Afrika kıtasının ritimleriyle kucaklaşmasının çok şaşırtıcı deneyeni Mesut Aytunca ve “Ley Ley Leylo”,

 TPAO Batman Orkestrasından, yine Altın Mikrofon geleneğiyle şekil verilmiş, yetmişler cilasıyla parlatılmış çok eğlenceli bir türkü orkestrasyonu:“Şeker Alalım”

Klasik gitar formunu bir Azeri türküsüne sarıp sarmalayan Güzin ile Baha’dan,“Ay Gız Adın Amandır”,

Moog ve elektro-saz’ın muzır atışmalarıyla dinleyeni coşturan, tüm zamanların en çarpıcı popüler türkü denemesi, Esin Afşar’ın sesinden,“Zühtü”

Yabancı bir şarkıya yazılmış Türkçe sözlerle, Ayferi’nin aranjman ve pop-folk akımlarını bir kalemde bir araya getirdiği pop-deyiş: “Yavaşça Yavaşça”,

Tipik bir Anadolu-pop şarkısında olması gereken ne özellik varsa, hepsine fazlasıyla sahip beste ve sözüyle Rıfat Öncel’den “Bir Yar İçin”,

Pop-folkun “eline gitar alıp halk şairlerinin dizelerini besteleyenler” kategorisinde adı öncüler arasında sayılacak Bora Ayanoğlu ve kendi bestesi: “Dönmem Senden”,

Alaturkanın kuyruklu yıldızlarından Nesrin Sipahi’den pop suyuna batırılmış bir Azeri türkü: “Reyhan”,

Ve geleneksel bir halk oyunu ezgisine, Durul Gence 10 Orkestrasının getirdiği “avant-garde” yorumla, “Şeyh Şamil”.

Tanju Okan ve Mesut Aytunca’yı yıllar önce kaybetmiştik. Ayla Algan, asıl mesleği olan tiyatro oyunculuğunu müziğe tercih etti, Bunalımlar kuruluşundan kısa bir süre sonra dağıldı. TPAO Batman Orkestrası ve Güzin ile Baha ikilisi yollarını ayıralı, Ayferi ve Nesrin Sipahi sahneleri bırakalı çok oldu. Diğerlerinin ise müzikle ilgileri hala bir şekilde devam ediyor, aktif ya da değil. Yıllar sonra yapılan bu derleme de ortaya koyuyor ki farklı araçlarla da olsa, aslında hepsi aynı amaca hizmet etmişler. Aşıkların, ozanların yetiştiği bu topraklarda, deyişlerin, manilerin, türkülerin, ezgilerin dilini, soluğunu bir ucundan yakalamış, gelenekçilerin tüm itirazlarına rağmen, tutup popun içinden geçirmişler.

Bu albümün şarkılarını seçerken, mümkün olduğunca farklı denemeleri bir araya getirmeye özen gösterdik. Çünkü doksanlardan bu yana Anadolu-pop denince akla hep aynı gitar akorlarıyla bestelenmiş tatsız tuzsuz şarkılar ve onları bağır çağır seslendiren bir takım adamlar geliyor ve altmış ve yetmişlerin o muazzam ruhunun, deneyselliğin, cesaretin, yenilikçiliğin esamisi okunmuyordu. Kaldı ki Anadolu-pop, asla Anadolu rock’tan ibaret değildi, hiç olmamıştı. Bu seçkide dinleyenler her şarkıdan ayrı bir tat alırken, bütünde hep aynı mis kokulu Anadolu havasını duysunlar istedik ki zaten seçtiğimiz şarkılar bu fikirden hareketle yerlerini bir bir kendileri buldular. 

Adı üstünde “Leblebi” gibi bir albüm bu. Yani hem çok doyurucu, hem de eğlencelik. Muhteşem Odeon arşivinin çok sürprizli bir bölümünü daha gün ışığına çıkıyor böylece.    
Ne duruyorsunuz, dokunun diskçalarınızın tuşuna. Sonra oturun ve “Leblebi”nin tadını çıkarın !

MART 2009

Hiç yorum yok:

Bu Blogda Ara

Blogger tarafından desteklenmektedir.